English
İşinize gelen bir yanlışlığı SİZ düzeltmediğiniz sürece dürüstlükten söz edemezsiniz.

YETER Kİ ONURSUZ OLMASIN İŞ

Kitap özeti

YETER Kİ ONURSUZ OLMASIN İŞ
Geçen ayki yazının son sözcüklerine bir göz attım da sanki hiç bilmeden bu ay yazacaklarımın başlığını atmışım! Eh, ne de olsa yeni kitabımın heyecanını paylaşma dileğiyle doluyum. Madem BOSS Dergisi için yazıyorum, -hem de yayın hayatına başladığı ilk sayıdan itibaren hiç aksatmadan- derginin ismiyle müsemma, bir “Yönetici Özeti” halinde kitaptan ana hatlarıyla söz etmek iyi olur diye düşündüm. Buyurunuz efendim:
Bu kitabın hazırlık aşamasında hep şu ütopik dilek geçti içimden: “Keşke iş yaşamında etikle ilgili karşılaşılan her sorunun çözümünde kullanılabilecek sihirli bir formül olsa!” Maalesef yok ve olmayacak da. Değişkenler çoğaldıkça, çözüm de zorlaşıyor. Hal böyle olunca, sihirli formüle en fazla yaklaşabileceğimiz alanlardan söz ederek başlamakta fayda var.
 İŞİNİ İYİ YAP
“Onurlu İşler” filmimizin asıl kahramanlarının “işini iyi yapanlar” olduğunu söylesek doğrudur. İş yaşamında, konusu her ne olursa olsun, üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirenler, etik davranışın ilk ve en önemli adımını atıyorlar. İşini iyi yapmak için iki temel fiile ihtiyaç duyuyor kişi:
1. Bilmek: İşin inceliklerini, gerektirdiği yetkinlikleri ve bilgileri bilmek.
2. Sevmek: İşi severek yapmak.
Bilmek “Ne” sorusuna, sevmek de “Nasıl” sorusuna yanıt veriyor. Bunların sonucunda işini iyi yapmak, haliyle beraberinde “hak edilmiş” kazancı da getiriyor.
 SANA DAVRANILMASINI İSTEDİĞİN GİBİ DAVRAN
Kişilerin statüsünden, sahip olduklarından ve çıkarlardan bağımsız bir şekilde kendilerine nasıl davranılmasını istiyorlarsa başkalarına da öyle davranabilenler dürüstlükten söz edebilir. Bu noktada davranış ile niyeti ayırarak genelleme yapabiliyoruz. “Nasıl davranırsam…” sorusunun yerini “Hangi niyetle davranırsam…” alıyor. Kendimiz için istediğimiz/niyet ettiğimiz bir davranışın başkası için de geçerli olmasına razıysak etik davranıştan söz edebiliriz. Örneğin hiçbir zaman geri öde(ye)meyeceğimizi bildiğimiz bir parayı arkadaşımızdan borç aldığımızda veyahut çıkarımızı korumak için yalan söylediğimizde bunun herkes tarafından
onaylanan bir davranış olduğunu söylersek aynı duruma maruz kalmayı da kabul etmiş sayılırdık. Dolayısıyla iş yaşamında etik davranışla ilgili ikinci önemli ilke; insanı araç olarak değil, amaç olarak görerek hareket etmektir.
 HERKES BİLSİN Mİ?
İş etiğinin önemli filtrelerinden birisi de şu soru aslında: “Bu davranışımın gazetelerde manşet olmasını, sosyal medyada herkes tarafından paylaşılmasını veya ışıklı reklam panolarından duyurulmasını ister miydim?” Toplumdan dışlanmak, maddi-manevi birçok kaybı da beraberinde getiriyor. Bu kayıplara dayanabilecek miyiz? Yoksa kimse görmez/bilmezse sorun da kendiliğinden ortadan kalkar diye mi düşüneceğiz? Zira asıl mesele; birileri gözetlemezken, kimseler bilmezken de onurlu davranabilmekte.
Bu 3 önemli filtre sorusuna ek olarak daha etik bir yaşam için naçizane önerilerimi şöyle sıralayabilirim:
 İlköğretim düzeyinden başlayarak okullarda ve özellikle üniversitelerde elinde kalem, tahta başında tüm bilginin kaynağı olarak görülen öğretmen/hoca algısını internet başta olmak üzere teknolojiden faydalanarak değiştirmek.
 Kurumlarda iş ahlakı ve etik uygulamalarla ilgili bir komisyon oluşturmak.
 İşyerinde etik danışmanları çalıştırmak (elbette bu danışmanların hukuk, psikoloji gibi farklı disiplinlerden eğitimli ve yetkin olması şartını belirtmemize gerek yok).
 İş ortamında şeffaf iletişim anlayışını kurum kültürünün bir parçası haline getirerek özellikle yöneticilerin rol model olmasını denetleyerek desteklemek.
 İşyerinde işe alıştırma eğitimlerinin içeriğine çalışan hakları ve etik kavramıyla ilgili başlıklar eklemek.
Mehpare Şayan KİLECİ